ÖTV gelirinin yarısı enerji faturamızdan

2011′de devlet, 64.2 milyar lira ÖTV geliri elde ederken, petrol ve doğalgaz ürünlerinden alınan ÖTV 33.6 milyar lirayı buldu. Böylelikle, ÖTV gelirinin yarısı vatandaşın enerji faturasından çıkmış oldu.

ÖTV gelirinin yarısı enerji faturamızdan -

Devlet, 2011′de 64.2 milyar lira Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) geliri elde etti. Geçen yıl sadece ÖTV yoluyla tiryakilerden 15.9 milyar lira, alkollü içki tüketenlerden de 3.9 milyar lira vergi alındı. Devlet, geçen yıl vatandaşa 40.1 milyar lira ceza kesti.

Maliye Bakanlığı verilerinden yapılan hesaplamalara göre, geçen yıl petrol ve doğalgaz ürünlerinden alınan ÖTV ise 33,6 milyar lirayı buldu. Böylelikle devlet, ÖTV gelirinin yarısını vatandaşın enerji faturasından çıkarmış oldu.

2011 yılında devletin kasasına motorlu taşıtlardan alınan ÖTV ile 8,6 milyar lira girdi. Böylece, 2011 bütçesinde motorlu taşıtlardan öngörülen 6 milyar 29 milyon 159 bin liralık ÖTV geliri aşıldı. Geçen yıl Motorlu Taşıtlar Vergisi Geliri de 6 milyar lira olarak gerçekleşti.

2011′de, tiryakiler, sadece ÖTV olarak Hazineye 15.9 milyar lira, alkollü içki tüketenler de 3,9 milyar lira kaynak aktardı. Geçen yıl bütçede tütün mamullerinden 14.7 milyar liralık, alkollü içkilerden de 3.8 milyar liralık gelir öngörülmüştü. Vatandaşın telefon kullanımı karşılığında devlete 4.4 milyar lira Özel İletişim Vergisi ödediği geçen yıl, umudunu şans oyunlarına bağlayanlardan da 528 milyon lira vergi alındı.

Harçlardan 2011′de 8.3 milyar gelir elde eden devlet, bunun 4 milyar liralık bölümünü tapu harçlarından elde etti. Yargı harçlarından da Hazineye 1.5 milyar lira geldi. Devletin 1.1 milyar lira kira geliri elde ettiği söz konusu dönemde, yurt dışına çıkanlar ise bu süreçte devlete 88.6 milyon lira çıkış harcı ödedi.

Geçen yıl devlet, çeşitli işlemler nedeniyle vatandaşa 40.1 milyar lira para cezası kesti. Bunun 3.7 milyar lirası idari para cezaları, 1.1 milyar lirası pay ayrılan idari para cezaları, 439.5 milyon lirası yargı para cezaları, 34.6 milyar lirası vergi cezaları, 285.1 milyon lirasını da diğer cezalar oluşturdu. Trafik para cezaları da idari para cezaları içinde 403.6 milyon liralık bir yekün oluşturdu.

Devlet, 2011 yılında 40.1 milyar liralık cezanın sadece 5.8 milyar lirasını tahsil edebildi. Böylece, cezalardaki tahsilat oranı yüzde 14.4 gibi düşük seviyelerde kaldı. Yargı cezalarında yüzde 47 olan tahsilat oranı, trafik para cezalarında yüzde 36.4, çevre cezalarında yüzde 27.2, vergi cezalarında ise yüzde 10.4 oldu. Vatandaş, 403.6 milyon liralık trafik para cezasının 147 milyon lirasını yatırdı. Bu arada, 6111 sayılı Yeniden Yapılandırma Kanunu ile para cezalarının bir bölümü silinirken, vatandaş, bir bölüm cezanın da yeniden yapılandırma yoluna gitti.

Petrol fiyatları tırmanışta

Brent tipi petrolün bir ay vadeli fiyatı varil başına 1.14 dolar yükselerek 120.72 dolara ulaştı. Fiyatlar en son geçen yıl Haziran’da bu düzeye ulaşmıştı.

İran petrol bakanlığı ise önceki gün, bu adımın uygulamaya girmesini beklemeden bu konudaki yaptırım girişimlerinde başı çeken İngiltere ve Fransa’ya petrol satışını durdurduğunu duyurdu. İranlı yetkililer, aleyhlerinde tavır alan diğer Avrupa ülkelerinin de benzer adımlara hedef olacağını kaydetti. Tahran yönetimi nükleer programının barışçıl olduğunu vurgulasa da, BM Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu, elinde İran’ın “nükleer bir patlayıcı geliştirilmesine yönelik” denemeler yaptığına dair bilgiler olduğunu kaydediyor.

Nedir bu Cargill sevgisi!

Bakanlar Kurulu, yüzde 10 olan NBŞ kotasını her yıl yüzde 50 artırıyor. Şeker-İş Sendikası Danıştay’a dava açıyor. Danıştay, Sendikayı haklı bularak yürütmeyi durdurma kararı veriyor. Ancak dava sonuçlanıncaya kadar Cargill, çoktan atı alıp Üsküdar’ı geçiyor. Bu oyun her yıl tekrarlanıyor. Danıştay’ın kararını ve Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu’nun raporunu bugüne kadar yok sayan Bakanlar Kurulu’nun, 2011/2012 pazarlama yılı için bu günlerde belirleyeceği kota artırım kararı merakla bekleniyor.

Nedir bu Cargill sevgisi! -

Sadettin İnan

Sağlığa verdiği zararları uzmanlar tarafından net bir şekilde ortaya konulan, Avrupa’nın tüketimini sınırladığı nişasta bazlı şeker (NBŞ) kotasının artırılmasıyla ilgili Türkiye’de öyle güzel bir oyun oynanıyor ki, insanın tüylerini ürpertiyor. Bakanlar Kurulu tarafından sessiz sedasız yüzde 50 oranında artırılan NBŞ kotaları, her yıl mahkemelik oluyor. Ama ne gariptir, kota artışı mahkemeden dönmesine rağmen hiçbirisi uygulanmıyor.

NBŞ pazarını elinde tutan Cargill ve Ülker, kota düzenlemesi ile kazanç sağlarken, şeker fabrikalarında üretilen şekerler de stoklarda kalıyor. İşin en acı tarafı da, bu stoklardan dolayı zarar eden şeker fabrikaları, bu zarar gerekçe gösterilerek satılığa çıkarılıyor. Yani pancar şekeri üzerinde çift taraflı bir oyun oynanıyor. Bu oyunun kazananı da belli, kaybedeni de. Manidar olanı ise, bütün bunların Bakanlar Kurulu eliyle yapılıyor olması.

Bilindiği üzere 4634 sayılı Şeker Kanunu’nda NBŞ kotası yüzde 10 olarak belirlenmiş durumda. Ancak bu oranı Bakanlar Kurulu yüzde 50 artırabilir veya eksiltebilir. Ne gariptir, ilgili kanunun çıktığı 2001 yılından bugüne kadar Bakan Kurulu yetkisini hep kota artırımı yönünde kullandı. Son olarak Şeker Kurulu, 2010/2011 pazarlama yılı için 240 bin 400 ton olarak belirlenen NBŞ kotasının yüzde 50 oranında artırılması için Bakanlar Kurulu’na teklifte bulunmuş ve Bakanlar Kurulu da bu oranı artırmıştı. Şeker-İş Sendikası da 6′ncı kez konuyu Danıştay’a taşıyarak, uygulamanın yürütmesinin durdurulması için dava açmıştı.

Danıştay 13′ncü Dairesi, NBŞ kotasının yüzde 10′dan 15′e yükseltilmesinin hiçbir haklı gerekçesinin bulunmadığını ve bu kararda kamu yararının gözetilmediğine karar vererek yürütmenin durdurulmasına karar verdi. Ancak NBŞ firmaları ürettikleri tatlandırıcıları sattıkları için bu kararın bir uygulaması olmuyor. Bu oyun 6 yıldır devam ediyor. Pazarlama yılının başında Bakanlar Kurulu, NBŞ kotasını artırıyor, sendika mahkemeye dava açıyor, mahkeme yürütmeyi durdurma kararı verinceye kadar NBŞ’ciler kota artışından sağladıkları tatlandırıcıları çoktan satmış oluyorlar. Bakanlar Kurulu da Danıştay’ın kararını her yıl görmezlikten geliyor.

Öte yandan, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu’nun, NBŞ kota artışı uygulamasının yerli üretime zarar verdiği ve bu artışın gözden geçirilmesi gerektiği yönünde raporu bulunuyor. Bakanlar Kurulu, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu’nun bu raporunu da dikkate almaması manidar bulunuyor.

İşin en acı tarafı da NBŞ kota artışının, şeker sektörünü düzenlemek için kurulan Şeker Kurulu tarafından isteniyor olması. Danıştay kararında, Şeker Kurulu’nun tavrı da sert bir dille eleştirildi. Kararda şunlar kaydedildi: “Şeker piyasasında nişasta bazlı şekere daha fazla yer verilmesinin, pancardan üretilen şekerin satış payını azaltıp, stokların artmasına ve pancar üretiminde daralmaya yol açarak pancardan şeker üreten fabrikaların kapasite altında çalışmasına yol açacağı açıktır”

Şeker-İş Sendikası Genel Başkanı İsa Gök, Danıştay’ın kararının Türkiye’de acı bir gerçeği tekrar ortaya çıkardığını belirtti. Bakanlar Kurulu’nun her pazarlama yılında Danıştay kararlarını dikkate almamasını manidar karşıladıklarını dile getiren Gök, Şeker Kurulu üyelerini de sert bir dille eleştirdi. “Şeker Kurulu üyelerinin konu milli menfaatlerimiz olduğunda sorumluluk almaktan kaçınan tavırlarını onaylamak mümkün değildir. Öyle ise bu kurumun üyeleri kime ve neye hizmet ettiklerini bir an önce kamuoyuna açıklamak zorundadırlar” diye konuşan Gök, Şeker Kurulu üyeleri hakkında da dava açacaklarını kaydetti.

Kayyuma razı oldu, şimdilik “kurtuldu”

Avro Bölgesi maliye bakanlarının 14 saat süren toplantısında, Yunanistan’a 130 milyar avroluk ikinci kurtarma paketine yeşil ışık yakıldı.

Kayyuma razı oldu, şimdilik

AVRO Bölgesi maliye bakanlarının 14 saat süren toplantısında, Yunanistan’a 130 milyar avroluk ikinci kurtarma paketine yeşil ışık yakıldı. Özel banka ve finans kuruluşları, ikinci kurtarma paketinin ön şartı olan borç indiriminde önceki gece boyunca süren pazarlıkların ardından Atina yönetimiyle daha önce uzlaştıkları oranları revize etti. Bankalar adına Avro Bölgesi’yle müzakereleri yürüten Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF), Yunan tahvillerinin değerinde nominal yüzde 53.5 ve reel yüzde 75 indirimi kabullendi. Yunanistan’ın bankalarla tahvil takasını 8 Mart’ta başlatarak 3 gün içinde tamamlaması bekleniyor.

Kurtarma paketi için AB ve IMF’nin hazırladığı yeni ekonomik programla Yunanistan’ın halen gayri safi yurtiçi hasılasının yüzde 160′ını aşan kamu borcunun 2020 yılına kadar yüzde 120.5′e indirmesini hedefleniyor.

AB Komisyonu’nun ekonomik ve parasal işlerden sorumlu Başkan Yardımcısı Olli Rehn, düzenlenen ortak basın toplantısında, uygulanacak programın denetlenmesi için AB’nin Atina’da “daimi” heyet bulunduracağını ve borç servisinin güvence altına alınması için açılacak “kayyum” hesabında 3 aylık borç ödemelerini karşılayacak kadar kaynak bulundurulacağını söyledi.

IMF Başkanı Christine Lagarde ise ikinci kurtarma paketine IMF’nin kayda değer miktarda katkı sağlayacağını ama oranın henüz kesinleşmediğini belirtti. Lagarde, Yunanistan’ın uygulayacağı ekonomik programın iddialı olduğunu ve önemli riskler barındırdığını dile getirdi.

AB Komisyonu, Avrupa Merkez Bankası ve IMF’nin ikinci kurtarma paketi müzakerelerinde esas Yunanistan’ın ekonomik durumu analizinde, programın başarısı için Atina’nın yapısal reformlarını hızla yapması, mali yükümlülüklerini karşılayabilmesi ve özelleştirmelerde hedefi tutturması gerektiği vurgulanıyor.

Avro Bölgesi maliye bakanlarının kurtarma paketini onaylamasıyla Yunanistan’a 130 milyar avroluk kredi verilmesinin yanı sıra özel sektörün elindeki 210 milyar avro tutarındaki Yunan tahvillerinin 107 milyar avrosu silinecek. Aynı zamanda Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve Avro Bölgesi ülkelerinin merkez bankaları bilançolarındaki Yunan tahvillerinden elde ettiği kardan feragat edecek.

Avro Grubu Başkanı ve Lüksemburg Başbakanı Jean-Claude Juncker, Yunanistan’a 130 milyar avroluk kurtarma paketinin başarılı olması için her türlü gayreti göstereceklerini söyledi. Juncker, anlaşmanın “geniş kapsamlı anlaşmanın Yunanistan’ın borcunu azaltmada ve Avro Bölgesi içinde geleceğini garantiye almada çok önemli olduğunu” ifade etti.

Avro Grubu’nun Yunan halkının gösterdiği önemli çabaların tamamıyla farkında olduğunu vurgulayan Juncker, “Yunanistan ekonomisinin sürdürülebilir büyüme yönüne dönmesinde Yunan toplumunun bütün kesimlerinin önemli ve ortak çabalarına ihtiyaç var. Yeni programın başarılı olması için her türlü çabayı sarf edeceğiz” dedi.

Yunanistan Başbakanı Lukas Papademos da sonuçtan “çok memnun” olduğunu söyledi. Papademos, “”Hükümetin hedefi programa sadık kalarak hayata geçirmek. Bugünün Yunan ekonomisi için tarihi bir gün olduğunu söylemek abartı olmaz” ifadesini kullandı. Sonuçtan duyduğu memnuniyeti ifade eden Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Evangelos Venizelos da bugünkü sonuca varmanın 8 aylık zor mücadeleyi ve bütün Yunan halkının çabalarını gerektirdiğini dile getirdi. Yeni ekonomik programa hem olumlu bakanlara, hem de bakmayanlara ülkenin kurtarılması için mücadele çağrısında bulunan Venizelos, özel sektör kreditörleriyle borcun silinmesi için yapılan çetin müzakerelere değinerek, “Tarihte ilk kez bir ülke borcunu 100 milyar avro kadar azaltıyor” dedi.

Bagajlara termal kamera konuldu

Sisteme göre check-in kontuarlarındaki bagaj bantlarına termal kameralar yerleştirildi. İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı yeni uygulamayı; tüm dünyada her yıl havalimanlarında yaşanan kazalar arasında, küçük çocukların bagaj taşıma bantlarına (konveyör) çıkarak sisteme girmesinin önemli bir yer tuttuğu gerçeğini dikkate alarak geliştirdi.

< ?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /?>

VÜCUT ISISINI ALGILIYOR

Vücut ısısına duyarlı çalışan termal kamera sistemi, var olan güvenlik sistemlerini bir adım öteye taşıyor. Bir senelik çalışma ve altı aylık deneme süresinin ardından uygulamaya alınan bu sistemde termal kameralar; belirlenen vücut ısısına sahip bir objenin varlığını tespit ettiklerinde derhal sistemi durdurarak gerekli önlemleri alıyor.

 Termal kamera güvenlik sistemi her biri iki taşıyıcı banttan sorumlu olan, dört adet termal kameradan oluşuyor. Termal kameralar belirlenen dereceye ayarlanmış olan ısının üstünde bir sıcaklık algıladığı takdirde acil durdurma sistemi devreye giriyor. Sistem alarm verdiğinde otomatik olarak taşıyıcı bant durduruluyor. Durum BHS kontrol odasında anında görüntüleniyor ve aynı zamanda havaalanı görevlileri e-mail aracılığıyla hemen bilgilendiriliyor.

KAZA ORANI SIFIRA İNDİ

Konu ile ilgili olarak bir açıklama yapan İSG Operasyondan sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Berk Albayrak sistemi uygulamaya alınmadan önce birçok test yaptıklarına dikkat çekerek şunları söyledi:

“Kaza senaryosuna uygun defalarca yapılan testlerde her seferinde taşıma bandının durduğunu gördük” dedi. Termal görüntülü güvenlik sisteminin, bagaj taşıma bantlarına bir çocuğun dâhil olduğu kaza olasılığını sıfıra yaklaştırdığını söyleyen Berk Albayrak: “Bu da güvenlik sisteminin kesinlikle yapılan yatırıma değer olduğunu gösteriyor. Diğer havalimanlarının da bu tarz termal görüntüleme bazlı güvenlik sistemlerini kurmaya başlayacaklarını düşünüyorum. Bu muhtemelen sadece zaman meselesi” dedi.

GÜVENLİK SİSTEMİ

Güvenlik sistemi, her biri bilet kontrol (Check-in) alanından başlayıp, bagaj işlem alanına kadar uzanan iki taşıma bandını kapsama alanına alan dört FLIR A310 termal görüntüleme kamerasından oluşuyor. Her bir termal görüntüleme kamerası için dört ilgi bölgesi (Regions of interest / ROI) tanımlandı. İstanbul Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı’nın taşıma bandı güvenlik sisteminde yer alan FLIR A 310 termal görüntüleme kameraları, 50 mK (< ?xml:namespace prefix = st1 ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:smarttags" /?>0,05 °C) termal duyarlığa sahip, 320 x 240 piksel çözünürlükte termal görüntüler üreten, soğutulmamış bir mikrobolometreyi de (ışınım ölçer) içeriyor.

 

İstanbul küresel şirketlerin bölgesel üssü oldu

İstanbul küresel şirketlerin bölgesel üssü oldu

Aycı, “Bir çok uluslararası şirket Ortadoğu, Kuzey Afrika, Doğu Avrupa ve Orta Asya’daki faaliyetlerini İstanbul’dan yönetmektedirler. Örneğin Coca-Cola, 94 ülkeyi, Microsoft ise 80 ülkeyi İstanbul’dan yönetmektedir” dedi. < ?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /?>

Bölgenin kalbinin İstanbul’da attığı görüşünü savunan Aycı “İstanbul’un uluslararası bir finans merkezi olması hem gerçekçi bir hedeftir hem de gerekli bir ihtiyaçtır. Bu yüzdendir ki özel sektöre kredi veren, danışmanlık yapan ve özel sektör yatırımları yapan ve aynı zamanda Dünya Bankası’nın alt kuruluşu olan Uluslararası Finans Kurumu (IFC), Washington dışındaki ilk operasyon merkezini İstanbul’da açtı” sözleri ile konuşmasını sürdürdü.  Aycı, IFC’nin İstanbul’daki operasyon merkezinden Avrupa, Orta Asya, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki bir çok ülkeye hizmet verdiğine dikkat çekti.

 

IFC’nin Türkiye’de özel sektöre de destek verdiğini hatırlatan Aycı “Türkiye tüm dünyada Rusya, Hindistan, Çin ve Brezilya’dan sonra IFC’nin en fazla yatırım yaptığı 5’inci ülke konumundadır” bilgisini paylaştı.

Avrupa ikinci krizin eşiğinde

Dünya ekonomisinin küresel mali krizin etkilerini hala üzerinde atamadığına işaret eden Aycı, Türkiye’nin anılan dönemde dünyanın en cazip yatırım yerlerinden biri olma noktasına geldiğini ifade etti. Avrupa ekonomisinin ikinci bir ekonomik kriz ile karşı karşıya geldiğini söyleyen Aycı konuşmasını “Avrupa’da birçok ülke fiilen iflas etmiş durumdayken, Türkiye olarak sağlıklı bir ekonomiye sahip olmamız, siz sanayicilerimizin cesareti, özverili çalışmaları ve girişimciliği sayesinde gerçekleşmiştir. Elbette dünyada, Avrupa’da olan bitene kayıtsız kalamayız, dünyadaki ekonomik gelişmeleri ihtiyatla yakından takip ediyor ve ona göre stratejiler belirliyoruz” şeklinde sürdürdü.

Türkiye yatırım çeken beş merkezden biri

Dünya ekonomisin yapısal bir dönüşüm içinde olduğuna işaret eden Aycı “Dünya ekonomisinin merkezi, artık gelişmiş ülkelerden, Türkiye, Çin, Brezilya, Rusya ve Hindistan gibi gelişmekte olan ülkelere doğru kaymakta.  Bundan yaklaşık 20 yıl önce, gelişmekte olan ülkelerin dünya ekonomisindeki payı üçte birden daha az iken, bugün bu pay yarı yarıya ulaşmış ve birkaç yıl içerisinde de bu payın yüzde 50’nin üzerine çıkacağı öngörülmektedir.

Dünya ekonomisinin kalbinin gelişmekte olan ülkelerde attığını ifade eden Aycı sözlerini

“Dünya ekonomisinde böyle derin bir dönüşümün yaşandığı bir dönemde, uluslararası yatırımcıların Türkiye’ye olan bakışlarında ciddi bir değişimin yaşandığına şahit olmaktayız. Rakamlar, analizler ve anketler Türkiye’nin dünyanın en cazip ve en güvenli yatırım yerlerinden biri olduğunu bize göstermektedir” şeklinde sürdürdü.

2011′de 16 milyar dolar yabancı sermaye

Aycı, Türkiye’nin uluslararası yatırımcılar nezdinde öneminin gittikçe arttığını ifade ederek konuşmasını şöyle sürdürdü: “2011 yılında, Türkiye yaklaşık 16 milyar dolar uluslararası doğrudan yatırım çekerek, bir önceki yıla nazaran yüzde 74 oranından bir artış kaydetmiştir.  Yatırım danışmanlığı yapan uluslararası bir danışmanlık firmasının dünyanın önde gelen şirketlerinin üst yöneticileri arasında yapmış olduğu bir ankete göre Türkiye, 2012 yılında dünyanın en cazip ve en güvenli ülkeleri arasında 13. sırada yer almakta. Aynı ankette Türkiye’nin İsviçre, İspanya, Hollanda, Fransa, Kore, Polonya, Kanada ve Japonya gibi ülkelerden daha cazip ve güvenli olduğu saptanmıştır”  

Her yıl 1,5 trilyon dolar yer değiştiriyor

Dünyada her yıl yaklaşık 1,5 trilyon dolar uluslararası doğrudan yatırım gerçekleştiğini ifade eden Aycı “Başbakanlık Yatırım Ajansı olarak, yatırım çekme stratejimizin ana merkezinde, Türkiye’nin ekonomik kalkınması için ihtiyaç duyulan, nitelikli yatırımların çekilmesi yer almaktadır. Bunun için öncelik vermiş olduğumuz yatırımlarda, istihdama katkı sağlaması, teknoloji transferi, ödemeler dengesine olumlu katkı sağlaması gibi nitelikler aramaktayız” dedi.

İki ayrı sektöre iki büyük yatırım

Aycı, Ajans olarak dış ticaret açığının yüksek olduğu verdiğimiz sektörlere yönelik yatırımcı arayışlarına hız verdiklerini ifade ederek “Burada, bu stratejimizin semeresini aldığımızı sizinle paylaşmaktan da gurur duyuyorum. Kısa bir süre önce duyurusunu yaptığımız Hindistan menşeli Aditya Birla’nın viskon elyaf yatırımı bunun en bariz örneğidir. Tamamen ithalat ile tedarik ettiğimiz bu ürünün bize yıllık maliyeti 500-600 milyon dolar civarındadır. Fakat, bu yatırım sayesinde hem ithalatımız azalacak, hem de bu ürünün ihracatını da yaparak, ihracatımızın artmasına katkı sağlanmış olacak. Bu yatırım aynı zamanda 550 yurttaşımıza istihdam imkânı sağlayacaktır.

 

Yine en fazla ticaret açığı verdiğimiz sektörlerden biri de 23 milyar dolar ticaret açığı ile kimya sektörüdür. Bu sektörde de kısa bir süre önce dünyanın kimya devi, Dow Chemical, yerli ortağı ile beraber, Türkiye’de 1 milyar dolarlık bir yatırım kararı aldıklarına hep beraber şahit olduk. Aynı şekilde bu yatırım sayesinde de 1000 vatandaşımıza istihdam kapısı açılmış olacaktır” şeklinde konuştu.

Cari açık rekora gidiyor

İSO Başkanı Tanıl Küçük ise toplantıda yaptığı konuşmada, yabancı yatırımlar konusunda daha seçici olunması gerektiğine işaret ederek, bundan önce gelen yatırımların daha çok mevcut tesisleri satın aldığını, bundan sonraki dönemde yeni doğrudan yatırımların olması gerektiğini ifade etti. İSO Başkanı konuşmasında cari açığın 2011’in tamamında 77 milyar dolara vardığını hatırlatarak “2012, cari açık ve dış ticaret açığında yeni rekorlara giden bir yıl olmamalıdır” çağrısı yaptı.

 

Enerji fiyatlarında petrole bağımlılık kalkmalı

Enerji fiyatlarında petrole bağımlılık kalkmalı

Bakan Yıldız, Enerji Ticareti Derneği tarafından düzenlenen “Enerji Piyasasının Liberalleşmesinin Türkiye Ekonomisi Üzerindeki Etkileri” başlıklı analizin sunum toplantısında yaptığı konuşmada, özel sektör ve kamunun el ele vererek enerji sektöründe şeffaf ve liberal bir piyasanın oluşturulması için çalıştığını söyledi. Yıldız, “Hızımız zaman zaman tartışılabilir ama doğru hedefe gidiyoruz. Kısa ve orta vadede yüzde 75′ler civarında olmasını öngördüğümüz özel sektör payının mutlaka gerçekleştirileceğini söylemeliyim” dedi.

Sektörde liberalleşmenin ve oyuncuların çoğalmasının rekabeti getireceğini anlatan Yıldız, sunumda yer aldığı gibi bir Avrupa ülkesinde bir müşterinin 120 çeşit tedarikçi arasında enerjisini tedarik etmeyle alakalı bir serbestisi bulunduğuna dikkati çekti.
      
Lisans başvuruları  

Enerji üretimine yönelik EPDK’ya toplam 120 bin MW kurulu güce denk gelen lisans başvurusu yapıldığını kaydeden Yıldız, “Burada merak edilen bir konu var. Bu kadar doğalgaz yatırımı yapılacak mı? Yatırımcı rekabet edebileceğini hissediyorsa tabii ki orada olacak, ama hissetmiyorsa başka kaynaklar arayacak. Burada da serbest piyasanın kendini göstermesi lazım” dedi.

Bakan Yıldız, yatırımcıların da yaptıkları lisans başvurularına sahip çıkması gerektiğini, her lisans başvurusunun bir alan kapladığını ve başka bir yatırımcının yolunu kapadığının bilinciyle hareket edilmesi gerektiğini vurguladı.

Üretim özelleştirmeleri ve doğalgazdaki kontrat devirlerinin devam edeceğini belirten Yıldız, “Değişim sürecinde zaman zaman yaşanabilecek aksaklıkların kararlılığımızı değiştirmeyeceğinin bilinmesi lazım” diye konuştu.

Enerji verimliliği

Rekabetçi piyasada en önemli unsurlardan birinin de enerji verimliliği olduğunu anlatan Yıldız, Türkiye’nin 2020 yılına kadar en az yüzde 20′ler civarında bir enerji tasarrufunu hedeflediğini, bunun da en az 3 yıllık büyümeyi karşılayacak bir yapı anlamına geldiğini söyledi. Yıldız, “En az 3 yıllık büyümemizi karşılayacak yapının enerji verimliliğinden karşılandığını inşallah hep birlikte göreceğiz” dedi.

Dövizle alınıp TL ile satılan enerji açık pozisyon yaratıyor

Türkiye’nin yurtdışından dövizle aldığı petrol ve doğalgazı TL olarak sattığını hatırlatan Yıldız, bunun de açık pozisyona neden olduğunu söyledi. Yıldız, konuyla ilgili şu değerlendirmelerde bulundu:

“Türkiye’de bu kadar açık pozisyonda kalan enerji dışında çok fazla sektör yok. Bu açmazı yine ulusal ekonomik büyüklüklerimizle beraber çözmemiz gerektiğinin farkındayız. Bu durum herhangi bir Avrupa ülkesi için geçerli değil. Dövizle alıp dövizle satan bir ülkede açık pozisyon oluşmaz. Ama biz dövizle alıp TL ile satıyoruz. O yüzden bunların her birinin balans edilmesi, piyasada doğru tercüme edilmesi ve vatandaşa olumsuz etkilerinin en az yansımasına yönelik gayretlerimize devam ediyoruz.”

Enerji sektöründe ister üretim ister dağıtım yapılacak her yatırımın tarife yoluyla vatandaşa sirayet eden bir tarafının olduğunun da bilinmesi gerektiğini dile getiren Yıldız, “Avrupa’da birçok ülke kalkınmasını tamamladığı için böyle bir kalem faturalarına yansımıyor. Fakat gelişmekte olan Türkiye’de yapılan her yatırım tarifede kendini hissettirecektir” dedi.

Yaşanan sert kış şartları nedeniyle doğalgaz ithalatının etkili bir şekilde hissedildiğini, bunun da yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarının önemini bir kez daha ortaya koyduğunu belirten Yıldız, yerli kömür başta olmak üzere önümüzdeki süreçte bu kaynakların daha fazla ön plana çıkacağını bildirdi.

Doğalgaz fiyatlarının petrol fiyatlarına bağlı olması

Bir gazetecinin, “İthalata dayalı kaynakların dövizle alıp TL ile satıldığını ve parite değişikliği ile ilgili olarak bir balans değişikliği yapılması gerektiğini söylediniz. Bu konuyu biraz açabilir misiniz?” şeklindeki sorusu üzerine Bakan Yıldız, bu problemden bahsederken, bundan elektrik ve doğalgazın bundan sonra dövizle satılacağı anlamının çıkartılmaması gerektiğini söyledi. Yıldız, “Ben yalnızca vakanın bir bölümüne bakmak açısından dedim, tabii ki TL üzerinden çalışacağız” dedi.

Bölgede bazı ülkelerde yaşanan siyasi istikrarsızlıklardan kaynaklanan fiyat artışlarının Türkiye’ye yol, su, köprü olarak dönmediğini, zam olarak döndüğünü kaydeden Yıldız, petrol fiyatlarındaki her 10 dolarlık artışın 4 milyar dolarlık girdi sağladığını vurguladı. Bu çerçevede petrol fiyatlarına endeksli doğalgaz kontratlarının da maliyet artışı yarattığını kaydeden Yıldız, “Pazarlık yaptığımızda petrol fiyatları 108 dolardı, şimdi 119 dolar. Bunun bir bedeli var” dedi.

Doğalgaz kontratlarının petrol fiyatlarından ayrıştırılması gerektiğini söyleyen Yıldız, dünyada artık eskisi gibi doğalgaz ve petrol arama faaliyetlerinin aynı kulvarda devam etmediğini ve yeni bir yapılanmaya doğru gidildiğini dile getirdi. Yıldız, “ABD gibi ülkeler gazının büyük bölümünü şeyl gazdan karşılamaya başladılar. 25 yıl önceki kontratlarda, aynı arama faaliyetlerine tabi tutulan bu yapı normal karşılanabilirdi. Ama değişen petrol ve doğalgaz aramacılığında şu anda bunun farklı bir noktaya gittiğini görüyoruz. Biz gerek Rusya, gerek başka ülkelerde bunu gündeme getireceğiz. Fakat bu sadece Türkiye’nin gündemiyle getirmesiyle olacak bir konu değil, bütün ithalatçı ülkelerin birlikte müzakere etmeleri gereken bir konu” dedi.

Bir gazetecinin, “raporda rekabet ortamı arttıkça doğalgaz fiyatının ucuzlayacağı belirtiliyor, siz buna katılıyor musunuz?” şeklindeki sorusu üzerine Yıldız, Türkiye’de doğalgaz tüketiminin giderek arttığını, 2012′de tüketim tahmininin 48 milyar metreküp civarına çıktığına işaret ederek, “Böyle şartlarda doğalgaz fiyatının ucuzlamasını temenni ettiğimi, ancak bu konuya ihtiyatla yaklaştığımı belirtmek isterim” dedi.

Eurobank Tekfen Kuveytlilerin oldu

Eurobank Tekfen Kuveytlilerin oldu

Konuya yakın bir kaynağın Reuters’a verdiği bilgiye göre, Burgan Bank’ın Tekfen’e ait olan yüzde 29.26′lık hisseyi alma opsiyonu da olacak ve resmi açıklama gelecek 1-2 hafta içinde yapılacak. Aynı kaynak, fiyatın Tekfenbank’ın özsermayesinin üzerinde olduğunu söyledi.   

Eurobank Tekfen’in 30 Eylül 2011 tarihli bilançosuna göre, özkaynakları 608.3 milyon lira seviyesinde bulurken, bankanın net kârı 20.3 milyon lira oldu. Aynı dönem itibariyle bilanço büyüklüğü 5.1 milyar lira olan bankanın nakit kredileri 2.3 milyar lira, mevduatı ise 2.2 milyar lira düzeyinde bulunuyor. 

Kuveyt’in en büyük yatırım şirketi olan KIPCO’nun ticari bankacılık faaliyetlerini Burgan Bank yürütüyor. KIPCO’nun ayrıca United Gulf Bank ve Ortadoğu ile Kuzey Afrika’da faaliyet gösteren bazı finans şirketlerinde payları bulunuyor. KIPCO’nun yaklaşık yüzde 44.63 hissesi Kuveyt Emiri ve ailesine ait bulunuyor. 

Yunanistan ekonomisinin içinde bulunduğu borç krizi nedeniyle ülkenin ikinci büyük bankası Eurobank EFG, Türkiye’deki birimi Eurobank Tekfen’de sahip olduğu çoğunluk hisselerinin satışı için ön görüşmeler yaptığını Temmuz ayında açıklamıştı.  

 

 

 

 

Fitch Yunanistan’ın notunu yine kırdı

Fitch Yunanistan'ın notunu yine kırdı

Fitch, Yunanistan’ın özel sektör kreditörleriyle tahvil takas anlaşmasının ayrıntılarının açıklanmasını takiben bu ülkenin yabancı ve yerel para cinsinden uzun vadeli kredi notunu “CCC”den “C”ye düşürdüğünü bildirdi.

Kuruluş, kredi notunu indirmesine “Yunanistan’ın yakın vadede yüksek olasılıkla temerrüte düşeceğini” gerekçe gösterdi.

Fitch, geçen yıl Haziran ayında tahvil takas anlaşmasının yapılması halinde Yunanistan’ı sınırlı temerrütte gibi değerlendireceğini açıklamıştı.

Tahvil takas anlaşması Yunanistan’ın özel sektöre olan 206 milyar avro borcunu 107 milyar avro azaltacak.

Pompada 46 milyar lira aktı

Pompada 46 milyar lira aktı

Petrol Sanayi Derneği (PETDER) 2011 Yılı Sektör Raporu’nu yayınladı. Rapora göre, 2011′de bir önceki yıla göre dünya petrol fiyatlarındaki artışlar nedeniyle Akdeniz piyasasında benzin, motorin ve LPG (CIF) fiyatları TL bazında ortalama yüzde 33-56 aralığında arttı. Bu artışlar Türkiye’deki vergisiz pompa fiyatlarına, Akdeniz havzasındaki ülkelerin vergisiz pompa fiyatlarına kıyasla yüzde 8-13 oranında daha az yansıdı.

2011 yılı ortalaması olarak Türkiye’de ana ürünler (benzin ve motorin) ve özel motorin türlerinin ortalama vergisiz pompa fiyatı Akdeniz ülkelerindeki pompa fiyatına göre litrede 9-10 kuruş daha ucuz gerçekleşti.

Türk tüketicisinin dünya piyasalarındaki artışlardan EPDK tarafından referans piyasa olarak kabul edilen ülkeler olan Fransa, ispanya, İtalya ve Yunanistan’a göre daha az etkilendi. Raporda, bu durumun, dağıtım sektöründeki oyuncuların dünya fiyatlarındaki artışın bir kısmını kendi kar paylarından karşıladıklarını gösterdiği belirtildi.

Otomotiv yakıtları tüketimi yüzde 4,4 arttı

Rapora göre, 2011 yılında benzinler, motorinler ve otogaz toplamından oluşan otomotiv yakıtları tüketimi bir önceki yıla göre yüzde 4,4 artarak 24,8 milyon metreküp olarak gerçekleşti. Benzin tüketimi yüzde 5,4 azalırken, motorin tüketimi yüzde 5,7, otogaz ise yaklaşık yüzde 6 artış gösterdi.

2011 yılında trafiğe kayıtlı araç sayısı toplam 964 bin adet arttı. Raporda, otomotiv yakıtları tüketimindeki bu değişimin, trafiğe kayıtlı araç sayısı, araçların kullandıkları yakıt cinsi ve yakıt verimliliği ile 10 numara yağ gibi sahte akaryakıt tüketiminin toplam piyasa üzerindeki etkisi ile ilişkili olduğu kaydedildi.

Raporda, “TÜİK verilerine göre, bir önceki yıla göre net yüzde 34 düzeyine varan araç sayısındaki artış incelendiğinde, 2011 yılında trafiğe kayıtlı toplam benzinli araç sayısı 34 bin azalırken, motorin tüketen araç sayısında 663 bin, otogazda ise 335 bin artış görüldüğü” ifade edildi.

Rapora göre, 2011′de ortalama olarak pompa fiyatının benzinde yüzde 60,4′ünü, motorinde yüzde 51 ve oto LPG’de yüzde 46′sını dolaylı vergiler oluşturdu. Raporda, “petrol fiyatlarındaki genel artış ve otomotiv yakıtları pazarındaki sınırlı büyümenin de etkisiyle akaryakıt ve LPG sektörlerinden sağlanan dolaylı vergi gelirlerinin bir önceki yıla göre yüzde 10,2 artarak, 45,9 milyar liraya ulaştığı, bu miktarın 32,6 milyar lirasını ÖTV’nin oluşturduğu” belirtildi.

“Benzindeki vergiler açısından dünya birinciliğimiz devam ediyor” denilen raporda, “Yunanistan’ın, Avrupa ülkeleri sıralamasında, benzindeki vergiler açısından Türkiye’den sonra ikinci sıraya yükseldiği, motorinde ise Türkiye’nin, İngiltere’den sonra ikinci sıradaki yerini sürdürdüğü” kaydedildi.

“10 numara yağ vergi kaybına ve araç yangınlarına yol açtı”

Raporda, “2011′de de sektörün en önemli sorunu olan 10 numara yağın, vergi kaybının yanı sıra neden olduğu kazalar ve insan sağlığı üzerindeki ciddi tehditler ile birlikte gündemde olmaya devam ettiği, 10 numara yağ adı altında yapılan sahte akaryakıt faaliyetlerinin 2011′de de gündemdeki yerini koruduğu, 10 numara yağ sorununun çözümü için alınan tüm önlemlere rağmen bu tür faaliyetlerin devam ettiğinin görüldüğü” anlatıldı.
Raporda, “piyasa gözlemleri, madeni yağ ithalat, ihracat ve tüketim verileri, resmi/kayıtlı motorin tüketimi analizleri dikkatli bir şekilde incelendiğinde 2008 yılının ortalarından bu güne kadar 10 numara yağ adı altında yapılan faaliyetlerin neden olduğu vergi kaybının 5 milyar lira düzeyine ulaştığını gösteriyor” denildi.

“Bir Varil Bir Fidan” projesinde 42 bin yeni fidan”

2010 yılında dönemin Çevre ve Orman Bakanlığı ile yapılan protokol kapsamında PETDER’in topladığı her bir varil atık motor yağı için bir fidan dikmeye devam ettiği de kaydedilen raporda, şöyle denildi:

“PETDER’in 2004′ten beri sürdürdüğü atık motor yağı toplama çalışmaları içinde önemli bir sosyal sorumluluk olarak gördüğü bu proje kapsamında 2011 yılı sonu itibarı ile toplam 42 bin yeni fidan için kaynak aktarımı yapıldı, 15 bin fidan dikildi, 27 bin fidanın ise bu yıl Mart ayında dikimi tamamlanmış olacak.”