Nedir bu Cargill sevgisi!

Bakanlar Kurulu, yüzde 10 olan NBŞ kotasını her yıl yüzde 50 artırıyor. Şeker-İş Sendikası Danıştay’a dava açıyor. Danıştay, Sendikayı haklı bularak yürütmeyi durdurma kararı veriyor. Ancak dava sonuçlanıncaya kadar Cargill, çoktan atı alıp Üsküdar’ı geçiyor. Bu oyun her yıl tekrarlanıyor. Danıştay’ın kararını ve Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu’nun raporunu bugüne kadar yok sayan Bakanlar Kurulu’nun, 2011/2012 pazarlama yılı için bu günlerde belirleyeceği kota artırım kararı merakla bekleniyor.

Nedir bu Cargill sevgisi! -

Sadettin İnan

Sağlığa verdiği zararları uzmanlar tarafından net bir şekilde ortaya konulan, Avrupa’nın tüketimini sınırladığı nişasta bazlı şeker (NBŞ) kotasının artırılmasıyla ilgili Türkiye’de öyle güzel bir oyun oynanıyor ki, insanın tüylerini ürpertiyor. Bakanlar Kurulu tarafından sessiz sedasız yüzde 50 oranında artırılan NBŞ kotaları, her yıl mahkemelik oluyor. Ama ne gariptir, kota artışı mahkemeden dönmesine rağmen hiçbirisi uygulanmıyor.

NBŞ pazarını elinde tutan Cargill ve Ülker, kota düzenlemesi ile kazanç sağlarken, şeker fabrikalarında üretilen şekerler de stoklarda kalıyor. İşin en acı tarafı da, bu stoklardan dolayı zarar eden şeker fabrikaları, bu zarar gerekçe gösterilerek satılığa çıkarılıyor. Yani pancar şekeri üzerinde çift taraflı bir oyun oynanıyor. Bu oyunun kazananı da belli, kaybedeni de. Manidar olanı ise, bütün bunların Bakanlar Kurulu eliyle yapılıyor olması.

Bilindiği üzere 4634 sayılı Şeker Kanunu’nda NBŞ kotası yüzde 10 olarak belirlenmiş durumda. Ancak bu oranı Bakanlar Kurulu yüzde 50 artırabilir veya eksiltebilir. Ne gariptir, ilgili kanunun çıktığı 2001 yılından bugüne kadar Bakan Kurulu yetkisini hep kota artırımı yönünde kullandı. Son olarak Şeker Kurulu, 2010/2011 pazarlama yılı için 240 bin 400 ton olarak belirlenen NBŞ kotasının yüzde 50 oranında artırılması için Bakanlar Kurulu’na teklifte bulunmuş ve Bakanlar Kurulu da bu oranı artırmıştı. Şeker-İş Sendikası da 6′ncı kez konuyu Danıştay’a taşıyarak, uygulamanın yürütmesinin durdurulması için dava açmıştı.

Danıştay 13′ncü Dairesi, NBŞ kotasının yüzde 10′dan 15′e yükseltilmesinin hiçbir haklı gerekçesinin bulunmadığını ve bu kararda kamu yararının gözetilmediğine karar vererek yürütmenin durdurulmasına karar verdi. Ancak NBŞ firmaları ürettikleri tatlandırıcıları sattıkları için bu kararın bir uygulaması olmuyor. Bu oyun 6 yıldır devam ediyor. Pazarlama yılının başında Bakanlar Kurulu, NBŞ kotasını artırıyor, sendika mahkemeye dava açıyor, mahkeme yürütmeyi durdurma kararı verinceye kadar NBŞ’ciler kota artışından sağladıkları tatlandırıcıları çoktan satmış oluyorlar. Bakanlar Kurulu da Danıştay’ın kararını her yıl görmezlikten geliyor.

Öte yandan, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu’nun, NBŞ kota artışı uygulamasının yerli üretime zarar verdiği ve bu artışın gözden geçirilmesi gerektiği yönünde raporu bulunuyor. Bakanlar Kurulu, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu’nun bu raporunu da dikkate almaması manidar bulunuyor.

İşin en acı tarafı da NBŞ kota artışının, şeker sektörünü düzenlemek için kurulan Şeker Kurulu tarafından isteniyor olması. Danıştay kararında, Şeker Kurulu’nun tavrı da sert bir dille eleştirildi. Kararda şunlar kaydedildi: “Şeker piyasasında nişasta bazlı şekere daha fazla yer verilmesinin, pancardan üretilen şekerin satış payını azaltıp, stokların artmasına ve pancar üretiminde daralmaya yol açarak pancardan şeker üreten fabrikaların kapasite altında çalışmasına yol açacağı açıktır”

Şeker-İş Sendikası Genel Başkanı İsa Gök, Danıştay’ın kararının Türkiye’de acı bir gerçeği tekrar ortaya çıkardığını belirtti. Bakanlar Kurulu’nun her pazarlama yılında Danıştay kararlarını dikkate almamasını manidar karşıladıklarını dile getiren Gök, Şeker Kurulu üyelerini de sert bir dille eleştirdi. “Şeker Kurulu üyelerinin konu milli menfaatlerimiz olduğunda sorumluluk almaktan kaçınan tavırlarını onaylamak mümkün değildir. Öyle ise bu kurumun üyeleri kime ve neye hizmet ettiklerini bir an önce kamuoyuna açıklamak zorundadırlar” diye konuşan Gök, Şeker Kurulu üyeleri hakkında da dava açacaklarını kaydetti.

Humus’ta iki gazeteci öldü

BEYRUT – Suriye’nin Humus kentindeki bombalı saldırıda iki batılı gazetecinin öldüğü bildirildi.

Bölgedeki bir eylemci AFP’ye yaptığı açıklamada, Baba Amr mahallesinde bulunan muhaliflere ait bir basın merkezine bomba isabet etmesi sonucu biri Fransız diğeri Amerikalı gazetecinin hayatını kaybettiğini, üç ila dört yabancı gazetecinin ise yaralandığını belirtti.

İsmail Dede Efendi vefat yıldönümünde anılacak

Ünlü bestekâr İsmail Dede Efendi’nin dini ve din dışı olmak üzere birçok ilahi, durak, beste, ağır semai, yürük semai ve şarkıları vardır.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Müdürlüğü tarafından hazırlanan anma programında İsmail Dede Efendi’nin dini ve din dışı olmak üzere bestelediği birçok ilahi, durak, beste, ağır semai, yürük semai tarzında şarkıları seslendirilecek. İsmail Dede Efendi’yi özellikle yeni yetişen sanatçılara, sanat sevdalılarına tanıtmak, onun eserlerine ve sanatına sahip çıkarak büyük üstadların hiçbir zaman unutulmayacağını anlatmak amacıyla hazırlanan program 25 Şubat Cumartesi saat 14.00′da kokteylle başlayacak. 14.30′da başlayacak panele Prof. Dr. Sadettin Ökten, Prof. Dr. Cengiz Eruzun, Dr. Emin Işık ve Mehmet Güntekin konuşmacı olarak katılacak. Konuşmaların ardından Veysel Dalsaldı ve Kemal Karaöz, İsmail Dede Efendi Besteleri adlı bir konser verecekler.

Stoch ve Volkan idmana çıkmadı

Fenerbahçe, Eskişehirspor ile oynayacağı zorlu lig maçının hazırlıklarına bir günlük aranın ardından yeniden başladı.

Fenerbahçe, Eskişehirspor ile 25 Şubat Cumartesi günü deplasmanda oynayacağı Spor Toto Süper Lig maçının hazırlıklarını, 1 günlük iznin ardından yaptığı antrenmanla sürdürdü. Teknik direktör Aykut Kocaman yönetiminde Fenerbahçe Can Bartu Tesisleri’nde gerçekleştirilen antrenmanın ilk 45 dakikasında futbolcular salonda çalıştı. Salonda, yoğun maç programı nedeniyle yapılamayan kuvvet ve dayanıklılık çalışmalarının gerçekleştirildiği bildirildi. Sarı-lacivertli futbolcular, salon çalışmasının ardından sahaya çıkarak, önce koşular yaptı ardından da yarı sahada çift kale maç oynadı.

Antrenmana sakatlıkları bulunan Stoch ile Volkan Demirel katılmadı. Stoch salonda özel bir çalışma yaparken, sol arka adalesinde zorlanma olan Volkan da yine salonda tedavi oldu. Stoch’un bugün yapılacak antrenmana katılacağı ifade edildi. Bu arada Kulüp Doktoru Ertuğrul Karanlık’ın, tedavisini Almanya’da sürdüren Sezer Öztürk’ü kontrol etmek amacıyla bu ülkeye gittiği bildirildi. Sarı-lacivertliler, bugün yapacakları antrenmanla Eskişehirspor maçı hazırlıklarını sürdürecek.

Kayyuma razı oldu, şimdilik “kurtuldu”

Avro Bölgesi maliye bakanlarının 14 saat süren toplantısında, Yunanistan’a 130 milyar avroluk ikinci kurtarma paketine yeşil ışık yakıldı.

Kayyuma razı oldu, şimdilik

AVRO Bölgesi maliye bakanlarının 14 saat süren toplantısında, Yunanistan’a 130 milyar avroluk ikinci kurtarma paketine yeşil ışık yakıldı. Özel banka ve finans kuruluşları, ikinci kurtarma paketinin ön şartı olan borç indiriminde önceki gece boyunca süren pazarlıkların ardından Atina yönetimiyle daha önce uzlaştıkları oranları revize etti. Bankalar adına Avro Bölgesi’yle müzakereleri yürüten Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF), Yunan tahvillerinin değerinde nominal yüzde 53.5 ve reel yüzde 75 indirimi kabullendi. Yunanistan’ın bankalarla tahvil takasını 8 Mart’ta başlatarak 3 gün içinde tamamlaması bekleniyor.

Kurtarma paketi için AB ve IMF’nin hazırladığı yeni ekonomik programla Yunanistan’ın halen gayri safi yurtiçi hasılasının yüzde 160′ını aşan kamu borcunun 2020 yılına kadar yüzde 120.5′e indirmesini hedefleniyor.

AB Komisyonu’nun ekonomik ve parasal işlerden sorumlu Başkan Yardımcısı Olli Rehn, düzenlenen ortak basın toplantısında, uygulanacak programın denetlenmesi için AB’nin Atina’da “daimi” heyet bulunduracağını ve borç servisinin güvence altına alınması için açılacak “kayyum” hesabında 3 aylık borç ödemelerini karşılayacak kadar kaynak bulundurulacağını söyledi.

IMF Başkanı Christine Lagarde ise ikinci kurtarma paketine IMF’nin kayda değer miktarda katkı sağlayacağını ama oranın henüz kesinleşmediğini belirtti. Lagarde, Yunanistan’ın uygulayacağı ekonomik programın iddialı olduğunu ve önemli riskler barındırdığını dile getirdi.

AB Komisyonu, Avrupa Merkez Bankası ve IMF’nin ikinci kurtarma paketi müzakerelerinde esas Yunanistan’ın ekonomik durumu analizinde, programın başarısı için Atina’nın yapısal reformlarını hızla yapması, mali yükümlülüklerini karşılayabilmesi ve özelleştirmelerde hedefi tutturması gerektiği vurgulanıyor.

Avro Bölgesi maliye bakanlarının kurtarma paketini onaylamasıyla Yunanistan’a 130 milyar avroluk kredi verilmesinin yanı sıra özel sektörün elindeki 210 milyar avro tutarındaki Yunan tahvillerinin 107 milyar avrosu silinecek. Aynı zamanda Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve Avro Bölgesi ülkelerinin merkez bankaları bilançolarındaki Yunan tahvillerinden elde ettiği kardan feragat edecek.

Avro Grubu Başkanı ve Lüksemburg Başbakanı Jean-Claude Juncker, Yunanistan’a 130 milyar avroluk kurtarma paketinin başarılı olması için her türlü gayreti göstereceklerini söyledi. Juncker, anlaşmanın “geniş kapsamlı anlaşmanın Yunanistan’ın borcunu azaltmada ve Avro Bölgesi içinde geleceğini garantiye almada çok önemli olduğunu” ifade etti.

Avro Grubu’nun Yunan halkının gösterdiği önemli çabaların tamamıyla farkında olduğunu vurgulayan Juncker, “Yunanistan ekonomisinin sürdürülebilir büyüme yönüne dönmesinde Yunan toplumunun bütün kesimlerinin önemli ve ortak çabalarına ihtiyaç var. Yeni programın başarılı olması için her türlü çabayı sarf edeceğiz” dedi.

Yunanistan Başbakanı Lukas Papademos da sonuçtan “çok memnun” olduğunu söyledi. Papademos, “”Hükümetin hedefi programa sadık kalarak hayata geçirmek. Bugünün Yunan ekonomisi için tarihi bir gün olduğunu söylemek abartı olmaz” ifadesini kullandı. Sonuçtan duyduğu memnuniyeti ifade eden Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Evangelos Venizelos da bugünkü sonuca varmanın 8 aylık zor mücadeleyi ve bütün Yunan halkının çabalarını gerektirdiğini dile getirdi. Yeni ekonomik programa hem olumlu bakanlara, hem de bakmayanlara ülkenin kurtarılması için mücadele çağrısında bulunan Venizelos, özel sektör kreditörleriyle borcun silinmesi için yapılan çetin müzakerelere değinerek, “Tarihte ilk kez bir ülke borcunu 100 milyar avro kadar azaltıyor” dedi.

350 yıllık hat levhaları yeniden hayat buldu

“Anadolu’nun hafızası” konumundaki Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi’ne Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesindeki Hacı Bektaş Veli Müzesi’nden getirilen ve 300-350 yıl önceki meşhur hattatlar tarafından yazılan 68 adet hat levhasının bakım ve tamiri, 8 ay süren titiz bir çalışmayla tamamlandı.

“Kütüphanemize intikal eden hat levhalarla ilgili ilk önce raporumuzu hazırladık. Eserlerin çoğunluğunun nemden dolayı çok fazla yıprandığı, bir kısmının hastalıklı, bir kısmının da hasarlı olduğu komisyon tarafından tespit edildi. Hat levhaları arasında zamanın çok meşhur hattatlarının sanat eserleri, tezhibi, süslemeleri çok nadide olan eserleri var. Özellikle bunların bir kısmında iklimlendirme nedeniyle yılların verdiği hasarlar mevcuttu. Bunlar tamamen tedavi edildi, bakım ve tamiri yapıldı” dedi. Eserler arasında tezhip sanatının çok seçkin örneklerinin bulunduğuna dikkati çeken Şahin, şunları söyledi: “Hacı Bektaş Veli Müzesi’nden gelen eserler, oldukça ince ve zaman harcanan eserler. Gelen eserler arasında altınla yazılmış olan hat yazıları vardı. Bunlar mantarlı bir halde, altınları tamamen dökülmüş vaziyetteydi. Arkadaşlarımız, en uzun bu hat levhalarıyla uğraştılar. Selçuk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nden müzehhip öğretim üyelerinden, hattatlardan oluşan 4 kişilik ekip, gece gündüz süren çalışma sonunda 1 ayda tamamladı. Hakiki altınla yazılmış eserin bakım ve tamiri de hakiki altınla yapıldı. Hastalığı, hasarı tamamen giderildi, eski haline kavuşturuldu” diye konuştu. Şahin, titiz bir çalışma neticesinde bakım ve tamiri tamamlanan maddi ve manevi olarak paha biçilemez 68 adet hat levhanın Hacı Bektaş Veli Müze Müdürlüğü yetkililerine teslim edildiğini sözlerine ekledi.

Egemen sevinci

Beşiktaş’ın son oynadığı Gençlerbirliği maçında tedbir amaçlı kadroya alınmayan Egemen Korkmaz takımla birlikte çalıştı.

Egemen sevinci -

UEFA Avrupa Ligi ikinci tur rövanş maçında 23 Şubat perşembe günü Fi Yapı İnönü Stadı’nda Braga ile karşılaşacak olan Beşiktaş, müsabakanın hazırlıklarına dün yaptığı antrenman ile başladı. Sabah saatlerinde Nevzat Demir Tesisleri’nde yapılan antrenmana sakatlıkları süren Tanju, Hilbert ve Rüştü katılmadı. Aurelio, İsmail ve Atınç ise koşu çalışmalarına devam ettiler. Bu futbolculardan İsmail’in bugün takımla birlikte antrenmana çıkması ve Braga karşısında görev yapması bekleniyor. Beşiktaş’ın son oynadığı Gençlerbirliği maçında tedbir amaçlı kadroya alınmayan Egemen’in durumunun iyi olduğu ve antrenmanın tamamında yer aldığı belirtildi. Teknik direktör Carlos Carvalhal yönetiminde basına kapalı gerçekleştirlen antrenmanda kondisyon ve taktik çalışması yapıldı. Takım halinde yapılan koşular ile başlayan antrenman istasyon, pas ve 5-2 çalışmasına sonrası taktik ağırlıklı yarım sahada yapılan çift kale maçı ile tamamladı. Öte yandan Braga dün saat 16.30′dan İstanbul Atatürk Havalimanı’na gelecek. Portekiz ekibi karşılaşma öncesi son antrenmanını yine bugün saat 20.45′de Fi Yapı İnönü Stadı’nda gerçekleştirecek. Braga teknik direktörü Leonardo Jardim ise antrenman öncesi saat 20.15′de basın mensuplarının sorularını yanıtlayacak. Beşiktaş teknik direktörü Carlos Carvalhal ise bugün saat 17.30′da Nevzat Demir Tesisleri’nde basın mensuplarının sorularını yanıtlayacak. Siyah Beyazlı takım saat 18.00′da yapacağı antrenmanla ile karşılaşmanın hazırlıklarını tamamlayacak. Antrenmanın ilk 15 dakikası basına açık olacak.

Çarşamba Sohbeti’nde Fatma Karabıyık Barbarosoğlu

Türk Edebiyatı Vakfı’nın bu haftaki Çarşamba Sohbeti’nde, sosyolog yazar Fatma Karabıyık Barbarosoğlu, Sözüm Söz başlığı altında önemli bir konuşma yapacak.

Bugüne kadar Acı Deniz, Ahir Zaman Gülüşleri, Cumhuriyet’in Dindar Kadınları, Gün Akşamsızdır, Hiçbiryer, İmaj ve Takva, Şov ve Mahrem ve  Moda ve Zihniyet gibi büyük ilgi gören birçok esere imza atmış değerli edebiyatçı ve sosyolog yazar Fatma Karabıyık Barbarosoğlu, sadece eser vermekle kalmıyor bir yandan da Yeni Şafak’taki köşesinde gündelik değerlendirmeler yapıyor. Bugün saat 17.00′da Türk Edebiyatı Vakfı’nda başlayacak sohbete giriş serbest.

”Türkiye’de Dünya Şampiyonası düzenlemenin bir anlamı yok”

İSTANBUL – Fenerbahçeli rekortmen atlet Çağlar Kahramanoğlu, İstanbul’da 9-11 Mart 2012 tarihlerinde yapılacak 14. Dünya Salon Atletizm Şampiyonası’nın Türk atletizmi açısından yararlı olacağını düşünmediğini söyledi.

''Türkiye'de Dünya Şampiyonası düzenlemenin bir anlamı yok'' -

Fenerbahçe Kulübü’nün sporcusu olan 30 yaşındaki Kahramanoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, reklam olsun diye Dünya Şampiyonası düzenlendiğini ileri sürerek, ”Türkiye’de Dünya Şampiyonası düzenlemenin bir anlamı yok” dedi.

Türkiye’de atletizmin gelişmesi konusunda yapılan çalışmaların yetersiz olduğunu savunan Çağlar Kahramanoğlu, ”Önce sporcu yetiştirmemiz lazım. Elimizde olan sporcuyla Dünya Şampiyonası’nı kullanmanız lazım. Biz şimdi sırf reklam olsun diye Dünya Şampiyonası düzenliyoruz. Biz Türk sporunu geliştirmeye çalışıyoruz. Ama altı boş bir Dünya Şampiyonası düzenleyerek, şampiyonayı sadece ağrı kesici olarak kullanıyoruz” diye konuştu.

Türkiye’de atletizmin biraz canlanmasının sebebinin Atletizm Federasyonu’nun çalışmaları olmadığını vurgulayan Kahramanoğlu, şöyle devam etti:

”Türkiye’de atletizmin faal olduğunu göstermeye çalışıyoruz. Ama aslında arka plana bakıldığında atletizmde yapılan çalışmalar çok çok az düzeyde. Son yıllarda biraz canlı gibi gözükse de bunun sebebi Atletizm Federasyonu değildir, tamamen Spor Genel Müdürlüğü’nün spor politikası üzerine yürüttüğü çalışmalardır. Bunu da federasyonumuz üstleniyor. Onlar bu gerçekleri yapmış gibi görünüyor. Federasyonu suçlamak istemiyorum, ama acı gerçeklerle yüzleşmemiz lazım. Bu bakımdan bu Dünya Şampiyonası’nın Türk atletizmi açısından yararlı olacağını düşünmüyorum.”

Çağlar Kahramanoğlu, 14. Dünya Salon Atletizm Şampiyonası’nda Türkiye’den iddialı bir atletin olmadığını savundu.

Dünyada birçok atletin İstanbul’a iddialı geldiğini vurgulayan Kahramanoğlu, ”Dünyadaki birçok atlet buraya gelirken, ‘altın madalya alacağım’ diye geliyor. ‘Alabilirim’ bile demiyor. Ama bizde böyle net konuşabilen hiçbir sporcumuz yok. Dünya Şampiyonası’nda ‘Ben dünya şampiyonu olacağım’ diyen atletimiz yok. Çok acı bir şey bu. Sprint bakımından Türk atletlerin iddialı olduğunu söyleyemem. Eğer formdaysa iddialı olacak tek kişi Nevin Yanıt’tır. Nevin dışında diğer branşlarda gerçekçi konuşuyorum, iddialı bir atletin çıkacağını düşünmüyorum” diye konuştu.

Sakarya’da 1982′de doğan Çağlar Kahramanoğlu, ortaokul yıllarında Sakarya Gençlik ve Spor Kulübü’nde atletizme başladı.

Galatasaray ve ENKA Spor’un formlarını da giyen Kahramanoğlu, şu anda Fenerbahçe Kulübü ve milli takımda görev yapıyor.

Marmara Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu’ndan mezun olan, yüksek lisansını aynı üniversitede antrenman bilimlerinde yapan Kahramanoğlu, antrenörlüğünü yaptığı 20 yaşındaki Batuhan Buğra Eruygun’u Dünya Salon Atletizm Şampiyonası’na hazırlıyor.

Atletizmde, 60 metre engellide 8.01, 110 metre engellide de 14.03′luk derecelerle Türkiye rekorları Çağlar Kahramanoğlu’na ait.

Sinemaya Fetih gelirse

Ne zaman sinema üzerine bir sohbete başlasak, ortak noktada buluştuğum tek konu tarihimizin sinemada anlatılmıyor oluşuydu. Tarihimizin sinemada anlatılmıyor oluşu fikrimi, Fetih 1453 çürüttü. Fetih 1453 filminin açılışı, Hz. Muhammed’in “Konstantiniyye elbet bir gün feth olunacaktır. Onu fetheden kumandan, ne güzel kumandandır! Onun askeri ne güzel askerdir!” hadisiyle başlıyor.

Sinemaya Fetih gelirse -

Seyid Çolak

Ne zaman sinema üzerine bir sohbete başlasak, ortak noktada buluştuğum tek konu tarihimizin sinemada anlatılmıyor oluşuydu. Dillendirilen bu konu aslında dünya sinemasına baktığımızda gerçekten fazlasıyla göze batıyordu. Hollywood bu anlamda almış başını gitmiş ve artık kendisinin olmayan tarihi konulara salça olmaya başlamıştı. Elinde imkân olmasına rağmen tarihi ve hikâyesi kalmayan bir sinema sektörü daha ne kadar döner bilmiyorum. Yalnız bugüne kadar yaptıklarının hakkını vermek lazım. Hem kaliteli hem de seyirciyi doyurucu nitelikteydi. Diğer ülke sinemaları bir Hollywood kalitesinde film yapamadıysa da imkânsızlıklarla da olsa tarihlerini anlatmaya çalıştılar. Buna en güzel örnek ise Uzakdoğu sineması deyince ilk akla gelen isim Akira Kurosawa gerçeğidir. Kurosawa kendi çektiği dişe dokunur filmlerle hem tarihini anlattı hem de dünyada tanınan bir yönetmen olup filmlerini ülkesinin tarihiyle birlikte diğer ülkelere pazarlamayı başardı. Bu filmlerdeki ilginç ayrıntıları görmeseydik binlerce yıldır dünyaya kapalı bir toplum olarak yaşayan Japonların tarihine dair ayrıntıları nereden bilebilirdik ki. Bir Ran, Yedi Samuray, Yojimbo ve Kagemuşa gibi filmler olmasa Japonları belki de sadece çekik gözlü insanlar ve arada sırada savaşlara katılan halk olarak anımsayabilecektik. Söylemlerim belki uç bir örnek olabilir ama tarihi olayların etkileyici bir tonda seyirciye aktarılmasını şimdi daha iyi anlayabiliriz. Çünkü Fetih 1453 gösterime girdi gireli her yerde İstanbul’un fethi ve fethin en küçük ayrıntıları konuşulur oldu. Bu bile başlı başına yeterlidir ve sinemadaki propaganda gücünü gösterir. Onlarca sene aynı kalıp tarih dersleri gören bir öğrenci emin olabiliriz ki senelerce dinleyip de anlayamadığı konuları 2 saatlik filmde kavrayabilir. Sinema hem albenisi olduğundan hem de görsellik açısından bu anlamda daha kalıcı olabiliyor. Yaymak istediğiniz fikirleri, filmler vasıtasıyla toplumlara çok rahat aşılayabilirsiniz. Biz her ne kadar sinemayı küçümsesek de artık ülkeler hem meydanlarda hem de sinemada gövde gösterisi yapabiliyor. Tekrar tekrar anlatmaya gerek yok ama bakın Hollywood filmlerindeki genel söyleme; sürekli ABD’nin hem teknolojik hem de maddi anlamda mükemmel güç ve yenilmez bir ülke olduğu tekrar tekrar vurgulanmakta.

Konu dallanıp budaklanıyor toparlamak adına Fetih 1453 filmine dönelim. Film büyük bir gürültüyle gösterime girdi ve rekor bir açılış yaptı. Fazlasıyla hak ettiğini düşünüyor ve daha başarılı olacağını umuyorum. Filmin yapım sürecini birçoğumuz biliyoruz. Daha önce lay-lay-lom filmlere imza atan Faruk Aksoy bu sefer ciddi bir projeye girişti. Bunu yaparken de bu lay-lay-lom filmlerden kazandığı tüm geliri ve fazlasını bu filme aktardı. Bu büyük bir risktir. Ama bu riski göze aldı. Film, 3 sene gibi meşakkatli bir yolculuğun ürünü. Savaş sahnelerinin oluşumu, özel ve görsel efektler, oyuncuların çalıştırılması, mekân araştırması, kostüm tasarımı ve daha birçok neden filmin uzun soluklu bir süreçten geçmesine neden oldu.

Filmin açılışı, Hz. Muhammed’in “Konstantiniyye elbet bir gün feth olunacaktır. Onu fetheden kumandan, ne güzel kumandandır! Onun askeri ne güzel askerdir!” hadisiyle başlıyor. O dönemin Medine’si başarıyla görüntüye gelse de oyunculardaki aksaklık göze çarpıyor. Böyle sürmemesini umarak filme devam ediyoruz. Medine’den Edirne’ye gidiyoruz ve Fatih’in henüz sultan olmadan önce sürekli kılıç çalışması yaptığı Ulubatlı Hasan’la olan kısa süreli de olsa etkileyici düellosunu seyrediyoruz. Bu gerçekçilik filmin başındaki olumsuzlukları bertaraf ediyor ve öyle akıp gitmeye başlıyor. II. Murat’ın vefat haberi geliyor ve daha sonra Fatih Sultan Mehmet tahta geçiyor. Kendinden önceki sultanlar gibi o da İstanbul’u feth etmek için yanıp tutuşuyor. Bunun için de hazırlıklarına başlıyor. Ama fethe dair birçok ayrıntıyı en yakınındaki kişilerden bile gizlemeyi başarıyor.  Film fethin gerçekleşene dek yapılan hazırlıklar ve bu uğurda yaşanan fedakârlıklarla devam ederken, Ulubatlı Hasan’ın yaşamı filmde epey yer kaplıyor. Aksoy, tek adam üzerinde durmak yerine, filme diğer unsurları da katmak adına Ulubatlı Hasan’ı ön plana çıkarmış. Filmi baştan sona anlatmanın bir anlamı olmadığını düşünüyor çok fazla ayrıntıya girmiyorum. Filmde öne çıkan bazı konulara değineceğim.

Filme emek verildiği kadar oyuncular için de ter dökülmüş. Çünkü Türkiye’de bu kadar haşmetli ve kabiliyetli oyuncu bulmak biraz güç. Ama özellikle filmin başrol oyuncusu, Fatih Sultan Mehmet’i canlandıran, Devrim Evin başarılı bir iş çıkarmış. Rolün bilincinde hareket ediyor. Ulubatlı Hasan rolünde seyrettiğimiz İbrahim Çelikkol ise kimi yerde oyunculuk anlamında sendelese de ilk büyük deneyiminde yıkılmıyor ve ayakta durmayı başarabiliyor. Şovalye Guistiniani de Cengiz Coşkun da Çelikkol’a benzer bir grafik çiziyor. Özellikle, ikisinin final sahnesinde yaptığı kılıçlı çarpışma oldukça başarılıydı. Türk sinema tarihine geçebilecek figürlerle bezenmiş bu düello fazlasıyla gerçekçiydi. Filmin oyunculuk anlamında ön plana çıkan karakterlerinde inişli çıkışlı bir grafik görüyoruz.  Özellikle de Grandük Notaras rolünde seyrettiğimiz Naci Adıgüzel kimi sahnelerde fazlasıyla amatör dururken, kimi yerde de filme fazlasıyla adapte olmuş oyuncu izlenimi veriyor. Fetih 1453 filminde ön plana çıkan diğer oyuncular ise Recep Aktuğu, Dilek Serbest, Sedat Mert, Ali Rıza Soydan ve Erdoğan Aydemir.

Filmde görsel ve özel efektler kimi yerde sırıtsa da başarıyla kotarılmış. Özellikle de savaş sahneleri, gemilerin karadan yürütülmesi, Şahi topunun dökümü sırasında yaşanan hengame ve çalışmalar oturaklı duruyor. GreenBox uygulamasıyla oluşturulan yapılar ve atmosfer, biraz sıkıntılı dursa da hayal kırıklığı oluşturacak düzeyde değildi. Bunun da zamanla üstesinden gelineceğini düşünüyorum. Filmin hemen başında görünen kartal ise düşünce olarak güzel olsa da görüntüde fazlasıyla yapay duruyordu. Filmde olmasa da olurdu dediğimiz sahnelerden biriydi. Şehir oluşumları ve kalabalık ortamlar görüntü bakımından başarılı, ses anlamında ise sorunluydu. Senkron sorunu fazlasıyla hissediliyordu.

Filmde en çok beğendiğim unsurlar ise doğal mekânlarda çekilen görüntülerin kalitesi ve müzik. Bu iki unsur filmin kalitesini fazlasıyla artırıyor. Planlar ve planların sahnelere dökümü hem uyumlu hem de sürükleyiciliği artırıcı nitelikteydi. Müzikler de aynı şekilde, filmin temposuna çok iyi ayak uyduruyor ve filmden kopmamızı engelliyordu. Özellikle de savaş sahnelerindeki ve Şahi topunun yapım aşamasındaki tempo artırıcı müzikler fazlasıyla başarılıydı. Filmin sonunda jenerikte aradığım bu iki isim oldu. Görüntü yönetmenliği Mirsat Heroviç, müzikler ise Benjamin Wallfisch’e aitti.

Filmin olumsuz anlamda etkileyen faktörler ise diyaloglardaki sıkıntıydı. Özellikle de atlı arabada ilerlerken sahne açılışında çocuğun annesine durduk yerde söylediği “babamı çok özledim anne” repliği fazlasıyla yavan ve amatörceydi. Buna benzer sıkıntılara bir kaç kere daha rastladık. Diyaloglara ve senaryonun akışına biraz daha dikkat edilebilirdi. Lakin bütünlük anlamında rahatsız edici değildi. Filmde yaş sınırı 7 olarak görünüyor bu da savaş sahnelerinin varlığı ve türünün gereği olarak fazlasıyla gürültülü olmasından kaynaklanıyor. Zaman zaman abartılı olmayan çıplaklık söz konusu. Özellikle de Bizanslıların göründüğü karelerde bu durum göze çarpabiliyor. Şöyle düşünüyorum; Faruk Aksoy, fetih filmi çektiğinin bilincinde olmasaydı, gerçeklik katacağım düşüncesiyle Bizanslıları anadan üryan soyabilirdi de (havuz sahnesinden bahsediyorum) ki bunu yapsaydı birileri tarafından daha fazla alkışlanabilirdi. (Abartılı olmayan çıplaklığı bu anlamda kullandım.) Filmde cinsellik ve rahatsız edici içerik, hemen hemen her gün ayıla bayıla seyredilen iğrenç (kalite anlamında) dizilerdekini geçmeyecek düzeydeydi. Yalnız, Ulubatlı Hasan ile Era arasındaki yakınlaşmada biraz daha hassas davranılabilinirdi.

İyisiyle-kötüsüyle üst düzey bir yerli savaş filmi seyrettik. Başlı başına bu cümle bile aslında bu filmi bir kere seyretmeyi hak ediyor diye düşünüyorum. Bir yönetmen çıktı ve yıllardır özlemini çektiğimiz tarihi bir olayı beyaz perdeye aktardı. Bunu yaparken de fazlasıyla riske girdi. İlk defa eli ayağı düzgün bir yerli yapım savaş filmimizi seyrettik ve “aslında isteyince yapılabiliyormuş” diye de mırıldanabildik. Daha da önemlisi seyircinin de aslında böyle bir beklentinin içerisinde olduğunu gördük. Darısı yeni çekilecek tarihi filmlerimize diyor ve gişesinin bol olması temennisinde bulunuyorum. Biraz önce haber aldım. Yönetmen Serdar Akar da dev bütçeyle Çanakkale Savaşı’nın filmini çekecekmiş. Gördünüz mü? Sinemaya Fetih ve Fatih geldi bereketi de geldi.